modern günce
Eğitim

Uyum Sanatı

İnsanı diğer canlılardan farklı kılan ve çokça dile getirilen bir özellik vardır: düşünebilmek ve düşünebildiğinin farkında olmak. İnsanın bu avantajı tarihi boyunca diğer türler arasında hayatta kalmasına ve gelişmesine yol açmıştır. Sadece bu iki cümleye baktığımızda insanın diğer türlerle mutlak bir rekabette olduğu ve o türler üzerinde üstünlük kurmanın hayatta kalmanın tek yolu olduğu sonucuna varabiliriz. Bu kanı şaşırtıcı derecede doğrudur ancak doğru olmasına karşın çok da eksik bir kanıdır. İnsanın doğasında rekabet ve üstünlüğün yanında çevresiyle kurmak zorunda olduğu bir uyum vardır.

Türümüzün asıl konumuz olan müzik üzerine ilk deneyimlerinin de bu uyumla ortaya çıktığı düşünülmektedir. İlk müzik hakkında maalesef net veriler bulunamamıştır ve muhtemelen böyle veriler asla ortaya çıkmamıştır da. Tahmin edersiniz ki bin yıllar önceki melodilerin kaydedilmesi imkânsız olduğu gibi bu melodileri oluşturan seslerin de dökümünün alınması imkânsızdı. İlk müzik örneklerine dair elimizde sadece tahminler vardır ve bu tahminler çoğunlukla aynı yöndedir: insanın hayatta kalamama sorununu çözdükten sonra elde ettiği araçlardan ritmik bütünler oluşturması. Bu bağlamda ilk insanların ritim kavramını icat ettiklerini düşünebilirsiniz ama bu doğru bir düşünce olmayacaktır çünkü bu yazının başında da belirttiğimiz gibi insanın doğasında, çevresinde uyum vardır ve ritim uyumun ürünüdür.

DOĞAL KABİLİYETİMİZ: RİTİM

Yeni doğan bebeklere baktığımızda tecrübesiz bir rastgelelik görürüz. Etrafını keşfetmeye çalışan bir bebeğin yaptığı hareketlerde bilinç veya bütünlük aramak saçmalık olacaktır ancak bu bilinçsizliğin doğurduğu bazı bütünlükler göze çarpabilir. Muhtemelen hiçbir bebek şimdi anlatacağım şeyleri bilerek yapmamaktadır ancak işitme duyusunda problem olmayan bebeklerin şaşırtıcı bir çoğunlukla bunları yaptığını görürüz. Örneğin neredeyse tüm bebekler konuşma sesi veya çevresindeki rastgele seslerdense ninni dinleyerek uykuya dalarlar. Hayatında metronom kavramına dair en ufak bir şey bile öğrenmemiş olan amatör müzisyenler olarak ilk oyuncakları olan çıngırakları şaşırtıcı derecede ritmik sallarlar. İlk heceleri çoğunlukla ritmiktir ve ritmik olmayan seslere karşın ritmik sesler ilgilerini çok daha fazla çeker. Ne de olsa anne karnında kaldığı süreyi kendisine kan pompalayan bir metronomu dinleyerek geçirdi, değil mi?

İlk insana tekrar dönüp baktığımızda yaşadığı çevreyi de göz önünde bulundurursak doğamızdaki ritim hakkında az önce de belirttiğim görüşlerin kuvvetlendiğini düşünebiliriz. Ritmik öten kuşlar, vızıldayan böcekler ve daha nicesinin bize kattıklarının zaman içinde bestelere dönüştüğünü düşünmek hala ütopiktir ancak bahsettiğimiz canlı ütopik değişimler okyanusudur. Tarih boyunca kaydettiği ilerlemeler arasında iki ayak üzerinde durabilmenin ve aya gitmenin aynı anda bulunması bahsettiğimiz ütopikliğin ölçeğinin çok geniş olduğunun bir kanıtıdır.

MÜZİĞİN ARAÇ HALİNE GELMESİ

Günümüze yaklaştıkça hukukun, teknolojinin, dinin gelişmesiyle müzik şekillendirilmiş ve müziğe anlamlar yüklenmiştir. İzine rastlayabildiğimiz ilk müzik örnekleri de bu süreçlerin ürünleridir. Mitolojik hikayeleri anlatırken ahenk katılabilmesi için ozanlar ritim ve ton konusunda ustalaşmışlardır. Benzeri bir işleviyse dini seremonilerdeki hisleri insanlara aktarmak, onları koroların davetkâr bir uyumla icra ettikleri müzikleriyle inançlarının içinde tutmaktır. Yöneticileri övmek adına besteler yapmak, cezalandırılan kişilere karşı halkı galeyana getirmek gibi pek çok örnek antik müziğin görebildiğimiz ilk kalıntıları arasında yerini almaktadır.

Anlatılanlardan ve günümüzden anlaşılabileceği üzere müziğin hitap ettiği kavram çoğunlukla duygularımız olmuştur. Kendimizden bir şeyleri, dinlediğimiz müzikte görmek veya duyduklarımızın hislerimizi harekete geçirmesi müziğin amacına ulaşmasındaki -her ne kadar müzikteki bu duygusallık tek bir gitar telinin bile titremediği şarkıların eline düşse de- temel unsurdur. Bu duygular insanların yaşamını etkileyen felaketler, savaşlar, yönetim biçimi gibi etkenlerden doğrudan etkilenmiştir. Bu etkileri tarihteki müzik eserlerinin tamamında görmekteyiz çünkü tüm eserler bir müzik janrına (türüne) mensuptur ve müzik türlerini ortaya çıkaran etken temaları, çıktıkları dönem ve sunuş biçimleridir. Yazılarım kısmından takip edebileceğiniz bir başka yazımda müzik türlerinin oluşumundan ve aralarındaki devinimden daha detaylı bahsedeceğim.

Öldürdüğü bir hayvanın kaval kemiğini bulduğu ilk taşa vuran atalarımızdan; telefondan çıkan sinyalin titrettiği ince telleri dinleyen bizlere kadar ses ve müzik de türlerinin içinde büyük bir evrim geçirmiştir, geçirmeye devam da etmektedir. Tarih karşımıza nice virtüözler çıkarmıştır ve daha nicesini çıkaracaktır. Piyano çalması veya birler ve sıfırlardan oluşan sanal enstrümanları kullanması fark etmeksizin sanatçının asıl hitap ettiği şeyler insanın doğasındaki uyum ve duygular olacaktır.


Yazarımızın diğer yazılarını incelemek için tıklayınız.

Yazar Detayları

20 yaşındayım ve mühendislik öğrencisiyim. Alanımın dışında müzik, tarih ve motor sporlarıyla yakından ilgileniyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir